Her önüne gelen kuruluşun, tabiri caizse “dağıtır gibi” ödül vermesi bugün hem Türkiye’de hem de dünyada medyanın, turizmin ve iş dünyasının en büyük yaralarından biri.
Ödül enflasyonunun yaşandığı bu dönemde, sistemin inandırıcılığını yitirdiği grülüyor.
Bu sistemi, rasyonel ve olması gereken ideal çerçeveyle ele alalım:
- Her Kuruluşun Ödül Dağıtması Doğru mu?
Kesinlikle doğru değil. Günümüzde ödüllerin birçoğu ne yazık ki başarıyı taçlandırmak için değil; ticari gelir elde etmek, PR (halkla ilişkiler) yapmak veya karşılıklı ilişki ağlarını (networking) fonlamak için veriliyor.
- “Al Gülüm, Ver Gülüm” İlişkisi: Ödül veren kuruluş sponsor arıyor, ödülü alan ise prestij satın aldığını sanıyor.
- Değersizleşme: Her köşe başında bir “Yılın En İyisi” ödülü dağıtıldığında, gerçekten alın teri döken, sektöre ömrünü adamış insanların kazandığı ödüllerin de değeri gölgeleniyor.
- İdeal Bir Ödül Sistemi Nasıl Olmalı?
Bir ödülün ağırlığı, onu alanın şöhretinden değil, veren kurumun saygınlığından ve değerlendirme sürecinin şeffaflığından gelir. Mantıklı ve adil bir ödül sistemi şu dört sacayağı üzerine kurulmalıdır:
Bağımsız ve Uzman Jüri
Ödülü verecek heyet; o sektörün duayenlerinden, akademisyenlerinden, bağımsız araştırmacılarından ve meslek örgütü temsilcilerinden oluşmalıdır. Yönetim kurulunun veya sponsorların keyfine göre ödül belirlenemez.
Şeffaf ve Ölçülebilir Kriterler
“Biz böyle uygun gördük” mantığı bitmelidir. Adayların hangi başarı kriterlerine (inovasyon, sürdürülebilirlik, toplumsal fayda, ciro başarısı, istihdam vb.) göre değerlendirildiği, puanlama sisteminin ne olduğu kamuoyuna açık olmalıdır.
“Parayı Veren Düdüğü Çalar” Modelinin Reddi
Adaylık sürecinden veya ödül takdiminden “katılım ücreti”, “gala masrafı” adı altında fahiş paralar talep edilmemelidir. Finansal sponsorluklar, ödül alacak kişilerin belirlenme sürecine asla etki etmemelidir.
Sıkı Eleme Süzgeci
Ödül kategorileri sınırlı ve rafine olmalıdır. Herkese bir mavi boncuk dağıtmak yerine; gerçekten o yıl sıra dışı bir başarı göstermiş, sektöre vizyon katmış kişi ya da kurumlara odaklanılmalıdır.
- Çok Ödüllü Yarışmaların Değeri Var mı?
Kısa vadede PR değeri olsa da uzun vadede hiçbir kalıcılığı ve itibarı yoktur.
- Enflasyon Etkisi: Bir yarışmada 40-50 farklı kategori varsa ve her kategoride neredeyse başvuran herkes ödüllendiriliyorsa, o ödül bir “başarı belgesi” değil, sadece bir “katılım hatırası” niteliği taşır.
- Sektörel Körlük: Sektör profesyonelleri hangi ödülün hak edilerek alındığını, hangisinin “satın alındığını” ya da ahbap-çavuş ilişkisiyle dağıtıldığını çok iyi bilir. Dolayısıyla çok ödüllü, derinliği olmayan yarışmalar sadece günü kurtarır; kurumsal hafızada iz bırakmaz.
Özetle Ödül Mantığı
Ödül, “şartları bükerek”, tırnaklarıyla kazıyarak bir değer üretenlerin hakkının teslim edilmesidir. Hak edilmeyen, bir süzgeçten geçmeyen ve sadece sahne şovundan ibaret olan ödüller, alanı da vereni de büyütmez; aksine her iki tarafın da itibarını zamanla aşındırır. Sektörlerin ayağa düşmeyen, jürisiyle ve kriterleriyle konuşulan “ağırbaşlı” ödüllere ihtiyacı var.
